Türkiye İsrail’e alternatif olabilir…

0
408
görüntülenme
  • Florantalya Çelik Üretim Tesisleri’nden...
  • Florantalya tesislerinde üretilen çeliklerin dağılımı sonucu Türkiye peyzajı birçok yeni tür kazandı
  • Savaş Titiz, ortak süs bitkisi tohumu üretemi için gittiği Japonya’da görüşmelerde bulundu.

Antalya Tarım Yönetim Kurulu Başkanı Dr. K. Savaş Titiz, süs bitkileri üretimi ve diğer tarımsal konulara olan hâkimiyeti ile dikkat çeken ülkemizin değerli şahsiyetlerden biri. Daha önce Büyükelçiliklerimizde tarım müşavirliği de yapan Titiz’in sektör ve sektörel sorunlara ilişkini yaptığımız görüşmenin özetini aktarıyoruz. 

 

Sektörün oluşması ve kesme çiçekteki bazı detaylar…

Toplumun çiçeğe, süs bitkisinin tüketimine yaklaşımı diğer ürünlerden çok farklı. Çünkü yemeye içmeye hitap eden bir şey değil… Sadece görsel ve algısal bir ürün… Çiçek aslında yaşamın ve yaşama şekil veren kültürün önemli bir parçası. Bu nedenle kültür düzeyi gelişmiş toplumlarda alım gücü azalınca çiçek tüketimi düşmez. Sadece pahalı çiçeklerin yerini ucuz çiçekler alır. Batı Avrupa, Rusya ve Doğu Avrupa’ya ihracat yapan ülkeler bu talep değişimini sürekli olarak izlerler. Çünkü Doğu Avrupa ve Rusya’nın çevresinde yer alan ülkelerde kişi başına düşen gelir artışı çiçek tüketiminde çeşitlenmeyi getirdi. Bu ülkelerde çoğunlukla standart karanfil, gerbera, biraz da sprey karanfili tüketilirken, Hollanda mezatlarının da etkisiyle yeni türleri talep eder hale geldiler. Ülkemizde ise bu durumun tersi yaşanıyor. Tüketicinin mali yapısı iyileştiği zaman muz ve egzotik meyve tüketimindeki artış çiçek tüketimini geçiyor. 

 

Bu konuyla ilgili diğer detaylar var… 

Türkiye’de saksılı bitki talebi kesme çiçeğe göre çok daha hızlı gelişme kaydetti. Nedenine gelince, saksılı bitkilerde kaliteli ithal malın ülkeye girişinin önü çok erken açıldı. Kesme çiçekte ise ithalatı engelleyerek üreticiyi korumaya çalıştık. Kooperatifler ve çiçek mezatları da ithalata karşı çıktı. Alınan koruma kararları kesme çiçek üreticisinde sonuç olarak, ‘dışarıda bu iş nasıl yapılıyorsa bizde öyle yapalım, çıtayı yükseltelim’ rekabet edelim’ hevesinin oluşmasını engelledi. Eğer kesme çiçekte ithalatı engellemeseydik, şu anda iç pazara yönelik üretimin kalitesi rekabetle birlikte artacağı için iç piyasadaki çiçek tüketimi de artabilirdi.  

 

Saksılı bitkilerdeki (dış mekân bitkilerindeki) avantaj… 

Bugün dünya genelinde kesme çiçek tüketimi saksı çiçeğinden daha fazla olduğu halde Türkiye’de bu durum tersinedir.  Çünkü kesme çiçekteki koruma saksılı bitkilerde ve dış mekân bitkilerinde uygulanmamıştır. Bu nedenle yerli üreticiler Avrupalı üreticilerle aynı kalite ve standartlarda bitki üretmeye odaklanmışlardır.. İç tüketim ve dış piyasa açısından bu konudaki gelişmenin uzun vadede daha da dinamik bir yapıya kavuşacağını düşünüyorum.  

 

Bu işe döviz için başladık.

Şirket olarak bu işe 1988 yılında başladığımızda sebze tohumcusuyduk. O zaman ithalatta korkunç tıkanıklık vardı. Döviz bulmak zordu, merkez bankasının döviz transferleri çok gecikmeli ve , bıktırıcıydı. Özel bankalarla döviz göndermek % 10-15 komisyon ödemekti. Sonuçta İthalat çok pahalıydı.  Bu sorunu çözmek için kendi dövizimizi kendimiz kazanmamız gerektiğine karar verdik. Önce sebze üretip ihraç edelim dedik ama AB bizi tam olarak üçüncü ülke kategorisine almıştı. Bunlar bizi rahatsız etti ve sebzeye girmedik. Yaptığımız araştırmalar sonucu kesme çiçekte AB’nin bize çıkardığı ciddi bir engel yoktu. Kesme çiçeğe girdik. O zaman bizim önümüzde Ege Tarım vardı arkasından da biz gelmiştik. Bizim kesme çiçekteki hedefimiz, sebze tohumu ithal etmeye yetecek dövizi elde edecek kadar büyümekti. Üretime başladığımızın İkinci yılı sonunda o boyuta geldik. 

 

Kesme çiçekte Kolombiya faktörü…

Birinci sene 40 dönüm, ikinci sene 200 dönüm ve sonrada 350 dönüme çıktık ve orada durduk. Bizden çok daha fazla büyüyen firmalar vardı. Bu firmaların ortak özelliği karar mekanizmasında yer alan yöneticilerin okumuş ve ne yaptıklarını iyi bilen kişiler olmalarıydı. Ancak buna rağmen kesme çiçek gibi bozulabilen ürünlerde üretime başlayan bu şirketlerin bazıları önce pazarın oluşturulması gerektiğini ve ‘pazar varsa üretim olmalı’ prensibini maalesef göz ardı ettiler. İlk yıllarda işler iyi gidince çok hızlı bir büyüdüler ,ancak pazarı o boyutta geliştiremedikleri için hem kendilerini, hem de onlara sözleşmeli üretimle çiçek veren üreticileri darboğaza soktular. Biz fazla büyümedik. Çünkü pazara bizden daha erken giren ve süper kalite sunan Kolombiyalılarla baş etmemiz mümkün değildi. Zira biz eylül- ekim ayılarında Antalya’nın sıcağını yemiş, sıcaktan kafasını taşıyamayan sprey karanfillerle pazara girmeye ve pay kapmaya çalışıyorduk. Kolombiya’dan gelen ürünler bize göre üç misli daha ağır ve daha güzeldi.  

 

Kolombiyalılarla benzer şartlarda üretim yapmak…

Baktık Kolombiyalılar iki bin metrede üretiyorlar. Rakımdan dolayı gece gündüz arasındaki sıcaklık farkı da çok iyi ve süper çiçek yetiştiriliyor. Bu bilgiyle biz de arayış içine girdik ve benzer bir iklimi Isparta’da bulduk. Isparta’da 1200 metrede tamamen ponzadan oluşmuş bir toprak vardı. Orada üretime başladık. Isparta’da nisan ayında dikim yaptık, hasada temmuzda başlayıp kasım’a kadar devam ettik. Ürünlerimizi Marks & Spencer mağazaları satın alıyordu, kalitemizi bozmadan istikrarlı bir üretim ve ihracatla bu ilişkimizi devam ettiriyoruz. Sektörde bu işe 1988 yıllarında başlayıp da halen devam ettiren firma pek kalmadı. Bizim kesme çiçekteki ihracatımız oldukça istikrarlı sprey karanfil, standart karanfil, gipsofila ve az miktarda krizantem de yapıyoruz. Bu ürünlerin tamamını ihraç ediyoruz. 

 

TÜRKTOB ve geliri olmayan birliği yaşatmak…

Tohumculuk yasasının revizyonuna büyük ihtiyaç vardı. Bu konuda iyi niyetlerle yola çıkıldı ama ortaya çıkan sonuç gerçeklerimizle örtüşmedi. Artık herkes görüyor ki tohumculuk yasası bir yandan Fransa’dan aktarıldığı bu şekliyle mevcut tohumculuk sektörümüze örgütsel açıdan bir gömlek büyük gelmiş,diğer yandan Bakanlığımızın bazı görev ve yetkileri yasayla kurulan bu tüzel yapılara devri açısından eski yasanın eksiklerini giderecek ve böylece sektöre dinamizm getirecek bir yapıya kavuşamamıştır. TÜRKTOB sektör meselelerini bakanlıkla, bürokrasiyle görüşen, çözüm önerileri götüren bir kurum olmalıydı. Fakat gelin görün ki bu güce sahip olamadı. Bizim birçok alt birliğimiz var ama ekonomik güçleri yok. Örneğin Bitki Islahçıları alt birliği, üyelerinin ürettikleri ve ıslah ederek geliştirdikleri yeni türleri ve çeşitleri satarlarsa birlik komisyon gelirine, dolayısıyla hedeflerini gerçekleştirecek ekonomik güce sahip olacak. Islahla uğraşan şirketler henüz ıslahçı hakkı satacak büyüklükte olmadıkları için bu yol da mümkün görünmüyor. Sonuçta  Fransa’ya özenerek kurulmuş olan, ancak geliri olmayan  bu birlikleri yaşatmak gibi bir sorun ortaya çıkıyor.  Öte yandan yasanın ruhuna aykırı olan bir başka husus ise üye sayısı yeterli olmadığı için bu birliğin üyelerinin çoğunluğu devlet memuru. Hâlbuki bu yasayla devletin uhdesinde bulunan bazı görev ve yetkiler tohum ıslahı ile iştigal eden özel sektörün yasa ile kurduğu bu birliklere devredilecekti. Mali yapıları zayıf olan alt birlikler faaliyetlerini sürdürebilmek için üst birlikten kaynak desteği sağlamaya çalışmakta, üst birliğe gerekli baskıyı yapabilmek için üst birlik seçimlerinde seçim sisteminin çarpıklığından (veya ucubeliğinden) yararlanarak yönetim kurulundaki pozisyonunu güçlendirmeye çalışmaktadır. Sonuçta tüm sektörleri temsil eden güçlü bir üst birlik yerine, bu böyle devam ederse kendi içerisinde bölünmüş olan ve şu anda olduğu gibi bir alt birliğin yönetimde sağladığı suni güçle biat politikasının ön plana çıkacağı bir yapılaşma kaçınılmaz hale gelecektir. 

 

Süs bitkileri sektöründe bütün paydaşlar tek çatı altında toplanmalı… 

Sektörümüzün bütün paydaşlarının bir çatı altında toplanmasında fayda var… Bu nedenle Ödemiş- Bayındır, Sakarya-Sapanca, Antalya, Adana, Yalova –Bursa gibi bölgelerdeki küçük üreticilerin bile altına girebileceği bir çatı ortaya koymalıyız.  Sektörümüzün bütün bileşenlerini iç ve diş mekân, yer örtücü bitkiler ve bütün türlerin üretimleriyle uğraşan herkesi bir çatı altında toplamamız lazım. Ve özellikle yeni bir yasa hazırlanırken sektörü kucaklayacak, sorunlarını çözmekten uzaklaşmayacak bir çerçeveyi önceden oluşturmak zorundayız.  

 

Kim kendisine rakip ister ama biz özellikle istiyoruz.Şu anda on firma çelik üretimi yapmaya yönelse biz bu pazarı İsrail’in elinden alıp Türkiye’ye getiririz

Sektörün resmine baktığımızda süs bitkileri, çelik ve saksı bitkisi üretimi kesme çiçeğin aksine oldukça dinamik bir yapıya sahip. Piyasaya iyi ürünler sunulduğu sürece, içeriden ve dışarıdan da talep görmeye devam edecektir diye düşünüyorum. Kesme çiçeğin aksine bu alan daha da hızlı gelişecektir. Zaman içinde uzmanlaşma giderek artacaktır. Tohumdan üretileni ayırırsak Türkiye’de birkaç tane firma ben çelik ürettiğim takdirde bunu iç pazara satabilirim diyebilir. Bu durum çok önemli bir fırsatı karşımıza çıkarabilir. Avrupa ve Rusya’daki süs bitkisi çeliği talebine cevap verecek başka yerli firmalar da oluşmalı bence. Örneğin Garden Koala, birikimi ve teknolojisiyle bu işi yapabilecek arzulanan hijyen seviyesini tutturabilecek firmalardan birisi.  Hatta şu anda sebze fidesi yapıp da çarkını çeviremeyen epey bir sebze fidesi üreten firmamız var. Onlar bile bu imkânları değerlendirmeliler. Biz bu firmalara çağrı yapıyoruz, ‘biz bu işe böyle başladık, sizde gelin üretimin bir kısmını buraya ayırın.’  Diyoruz; biz rekabette bir sakınca görmüyoruz. Ülkemizde şu anda ciddi boyutlarda süs bitkisi çeliği üretimi yapan on firma olsa İsrail’in Avrupa’ya yaptığı çelik ihracatının önünü keser bunu Türkiye’ye yönlendirebiliriz. Ama bir firma ile sesimiz fazla duyulmuyor. Bu sektöre yönelmeye yatırım yapmaya çekinecek bir şey yok. Süs bitkisi çeliğine talep var ve rekabet çok ciddi değil. Pazar güzel olduğu için ihracatta devam ediyor. 

 

Ürettiğimiz çelikler 89 türde ve yılda 40 milyon adedi aşıyor…

Aslına bakarsanız süs bitkileri üretim materyalini üreten üç beş firmadan bir tanesi de biziz. Çelik üretip ihraç ediyoruz… Şu anda ihracatımız 40 milyon adedi geçiyor. Toplam 89 tür ve çeşitte çelik üretiyoruz. Çelikler her gün uçakla Avrupa’ya sevk ediliyor.  Şimdi de Kenya’da da bir üretim tesisi kurduk, Antalya tesisimizin iki katı büyüğünde. Antalya’dan esinlenerek Kentalya adını koyduğumuz yüzde yüz Florantalya’nın sahipliğinde olan bir firma. Türkiye’deki enerji maliyetlerinden dolayı üretimi pahalı olan ve işçiliğin pahalı olduğu türleri Kenya’ya kaydırdık. 

 

Anlaşma gereği bazı çelikleri iç piyasaya veremiyoruz…

Ürettiğimiz çeşitlerin hepsi dışarıdan getirilmiş elit materyaldir. Yani doğrudan doku kültürü laboratuarından çıkmış, belli bir firmanın ıslahı olan anaçlıklardır. Islahçılar yeni çeşitlerin çokça üretilerek pazarı boğmasını istemedikleri için bunların anaçlarından çoğaltmaya kısıtlama koyuyorlar. Bu husus firmaların ‘royalty’ anlaşmasının şartlarıyla ilgili. O elit materyali Türkiye’de ıslah etme işi dediğiniz zaman girilebilir ama ıslah konusu  çok ayrı bir olay. Çünkü ıslaha girdiğiniz zaman sadece kendi ihtiyacınız için ıslah yapamazsınız. Yaptığınız zaman dünyanın çok değişik pazarlarında tanıtmak ve royalty toplama işini hukukçularla organize etmek lazım… Kaldı ki bulduğumuz iki petunyayla Amerika’da bilmem ne fuarında boy gösteremeyiz. Bu büyük bir organizasyon ve bu organizasyonun yatırımını bizim firmalarımızın yapması çok zor. 

 

Japonlarla ortak tohum üretimi…

Süs bitkileri tohumu pazarı tamamen ithalata dayalı… Bizim küçük bir denememiz var ve onu da Japonlarla beraber yapıyoruz. Biliyorsunuz Japonya bir felaket yaşadı. O felaket sonrası partnerimize, ‘üretim alanı sorunu yaşıyorsanız size destek verelim… Sizlerle işbirliğine her zaman hazırız’ dedik. Onlarda, ‘bizim süs bitkisinde böyle arayışımız var birkaç tane süs bitkisi türünün tohumunu üretebiliriz’ dediler. Ortak bir çalışma başlattık. Şu anda deneme faslındayız. Öyle zannediyorum ki önümüzdeki yıllardan itibaren de bu işi ticari boyuta taşıyacağız. Biz konuyu var olan kapasitemizi daha iyi kullanma olarak ele aldık. Tohum işi şu an tamamen yabancıların elinde. Bereket ki sebzedeki kadar meşakkatli bir iş değil. Ülkemizde dünyadaki bütün tohum firmalarının temsilcileri var ve tohum bulmak kolay, yeter ki talep zamanında bildirilsin. Tohumdan süs bitkisi fidesi üretiminde ise İzmir’de Ege fide’de üretim kapasitemizi artıracak yatırımları tamamlamak üzereyiz.

 

Expo 2016 için özeli ve tüzeli birlikte çalışmalı… 

Bizim sektör olarak, ülke olarak iç dinamiklerimizi ayağa kaldıracak sayıda yerli firmalarımızın ortaya çıkması lazım. Bugün bu sektörle, çiçek ve bahçeyle ilgili heyecan duyacak bir kesimin, toplumun yaratılması lazım…  İşin sosyal boyutu da önemli, Çünkü bu fuar tam anlamıyla bir ticari fuar değil.  Burada 6 ay boyunca canlılığını ve hareketliliğini koruyacak bir büyük gösteriden söz ediyoruz. Yapıların ve altyapısal düzenlemelerin buna cevap verecek boyutta olması lazım. İcra kurulunun faaliyet gösterme ve bu büyük projenin üstesinden gelme şekli biraz geç de olsa netleşmeye başladı. Hepsi de iyi niyetli insanlar ve bir şey yapmak için gayret gösterecekler. Bu konuda özeli, tüzeli beraber çalışmak mecburiyetindedir. Ben 1982 yılında Bonn Büyükelçiliğimizde tarım müşaviriydim göreve yeni başladığımda ‘Münih’te Expo yapılacak ve orada Türk Bahçesi kurulacak’ dediler.  Rahmetli Prof. Yüksel Öztan Hoca’nın yürüttüğü projede bir süre onunla birlikte çalıştık ve sonra güzel bir Türk bahçesi ortaya çıktı. Expo çok muazzam bir olay. 

 

Expo 2016 Türkiye’nin meselesidir şu anda, el birliğiyle her kesin sahip çıkması lazım. Zira zaman kalmadı

Yine bu çerçevede toplumun bu büyük projeyi gidelim görelim diye hevesinin ciddi bir şekilde kamçılanması lazım…  Bir kere Antalya’daki süs bitkileri firmalarına çok ciddi görevler düşüyor…  Antalya’nın ve Antalyalıların bu gösteriye sahip çıkması şart…  Güzel bir eser ortaya çıkarmak için herkesin el birliğiyle katılması lazım. Birilerinin şu ana kadar dünyanın değişik ülkelerinde ve kentlerinde yapılan Expolarla ilgili bilgi toplaması lazım ve yaşanan olumsuzlukları masaya yatırıp konuşmak lazım ve bunların hepsinden ders çıkarmak lazım. Devlet resmi olarak altyapıyı hazırlamaya koyuldu, bundan sonra üstyapı için vakit kaybetmeden yerli ve yabancı özel kuruluşların devreye girmesi lazım. Expo’yu siyasi çevrelerin etkisinden uzak tutmak lazım. Bu Türkiye’nin meselesidir şu anda, el birliğiyle herkesin sahip çıkması lazım. Zira zaman epey daralıyor.

 

 

CEVAP VER