İTO’da sektör konuşuldu

0
336
görüntülenme

Geçtiğimiz Ekim 2011 tarihinde İstanbul Ticaret Odası Çiçekçilik ve Bahçe Kültürleri Komitesi sektörel sorunlar üzerine bir toplantı düzenledi. Bu toplantı bugüne kadar sektör konusu üzerine yapılmış en olgun ve konunun esasına değinmeye çalışan bir toplantı oldu. Toplantı kayıtlarındaki sorun nedeniyle konuşmaların tamamını aktaramıyoruz. Ancak bu toplantıda konuşan diğer konuşmacılarla önümüzdeki sayı bizzat söyleşi yaparak görüşleri aktaracağız, 

 

[nggallery id=5]

 

İSTANBUL ZİRAİ KARANTİNA MÜDÜRÜ / KADİR UZAN 

Karantinalar çok önemli, arkadaşlar dünya karantinaları tabiri caizse birbirine kırmızı telefonlarla bağlıdırlar. Fransa’nın karantina daire başkanı bir problemde anında, Türkiye’nin karantina başkanı ile anında müdahale edip sizde şu hastalık var tedbirinizi alın veya falanca ülkede şu hastalık var kendi tedbirlerinizi alın diyerek bir sistem oluşturmuşlar. Türkiye olarak biz özellikle 2000 li yıllardan sonra karantina olarak çıtamızı çok yükselttik. Sebepte şuydu: Üretim alanları arttıkça daha önce hiç haberimiz olmayan bir zararlı hastalık önümüze gelebiliyor. Bunun karantina tedbirleri ile yayılmasını önlüyoruz. Eskiden İstanbul’a gelen bitkiyi Ankara’ya İzmir’e yolluyorduk, orada analiz yapılıyordu ve buda zaman kaybına neden oluyordu. Şimdi İstanbul olarak laboratuarımızı kurduk ve şunu övünçle söyleyebilirim ki AB laboratuarları seviyesine ulaştık. Bunun yanında yine tarım bakanlığının İstanbul için yapmış olduğu genetiği değiştirilmiş ürünlerle ilgili laboratuarımızı da kurduk. Yani karantina laboratuarlar konusunda AB standartlarını yakaladık. Görevimizi yaptığımızı zannediyoruz. Birde ihracatta karşı ülkenin talep ettiği analizleri kısa zamanda yapıyoruz. İstanbul Karantina olarak görevimizi çok hızlı yaptığımıza inanıyorum.

 

SÜSBİR BAŞKANI OSMAN DEMİR

Sektörümüzün son dönemleri için pembe tablo çizemiyorum. Bildiğiniz gibi Türkiye’de süs bitkilerinin mazisi 20, 25 yıla dayanıyor. Bu süreç içinde süs bitkileri üretimi hakikaten takdir edilecek seviyede gelişti. Gelişmesi ile birlikte problemlerde ortaya çıkmaya başladı. Özellikle sektörümüzün son dönemleri için pembe tablo çizemiyorum. Üretici arkadaşlarım yaşadıklarını tek tek anlatıyorlar. Biz üreticilerin temsilcisi olarak sorunları dile getiriyoruz. Değerli arkadaşlarım şimdi önümüzde bitki pasaportu uygulaması var. Bu uygulama 1 Aralık 2012’den itibaren yürürlüğe girecek. Fakat bu konu yeterince irdelenemiyor. Oysa sektörümüzün çok önemli bir konu bu…  Bitki pasaportu derken yanlış anlaşılıyor. Bu bitki sağlığıyla önem kazanan bir durum… Önümüzdeki 1 Aralık’tan itibaren bir bitkiyi bir ilden diğer ile dahi götüremeyeceksiniz. Buna hep birlikte nasıl çözüm buluruz, nasıl uyum sağlarız, bunu düşünmemiz lazım. Ayrıca yurt dışından da aynı kriterleri bizden isteyecekler. Belediyeler bitki pasaportu olmadan bitki alamayacaklar. Bu konunun altını çizmek istiyorum. Bir de yapılan ihalelerde yüzde 40’lara varan kırımlar yapılıyor, bu da sektörü çok büyük sıkıntılar içine çekiyor. Ya hesaplamalarda bir hata vardır ya da bitki standardında bir yanlışlık vardır. İhalelerdeki kırımlar nedeniyle sektör tamamen çıkmazdadır, kişi kendini kurtarmak için yok fiyatına ve zararın zararına bitki satıyor. Öte yandan Rikardo Beyin söylediği gibi bir an önce sektör ürünlerinin satılacağı halimizin olması lazım. Bunu belediyelerle de yapabiliriz. Bu konuları tartışarak çözüme kavuşturmamız lazım. Bütün bu konulara birlik ve beraberlik içinde olursak çözüm üretebiliriz Ben bana gelen telefonlarda iletilen şikayetlere istinaden söylersem Ağaç A.Ş bir kamu kurumu olarak, düzenleyici olarak bugüne kadar oynadığı olumlu rolü görüyoruz. Ağaç A.Ş bize öncü olsun diyorum başka türlü kurtuluş yok. Ama Ağaç A.Ş’nin son tüketiciye satış yapmasından da rahatsızız.

 

RİKARDO DİSPERATİ / GARDENSA GENEL MÜDÜRÜ

Ben sorunun terminolojide olduğunu inanıyorum. Bugün çağrıyı yapan İstanbul Ticaret Odası 5 Nolu Çiçekçilik ve Bahçe Kültürleri Meslek Komitesi’dir. Bu gün çiçek satan her kes çiçekçi. Bu terminolojiyi yerli yerine oturtmak lazım. İstanbul’un ağaçlandırılmasına en büyük katkıyı Beykoz ve Büyükdere Bahçe Kültürleri İstasyonu yapmıştır. Orman Fakültesi’nden çok daha önce 1930 yıllarda kurulmuştur. Türkiye’ye yeni bitki türlerini getiren iki tane kuruluştan diğeri ziraat fakültelerindeki bahçe kültürleri bölümüdür. Bu bölümler dururken nasıl olduysa oldu peyzaj bölümü açıldı. Bahçe kültürleri denen olay ortadan kalktı. Örneğin 1930’lu yıllarda iki tane kooperatif kuruldu, hiçbir çiçekçi ben dükkan açıp çiçeğimi satacağım diye aklından geçirmemiştir. Ürününü kooperatife getirmiş vermiştir, Şimdi üniversiteli yetiştiricide kalmadı, eleman bulamıyorsunuz. Meslek içinde çatışma çıkarmak anlamıyla söylemiyorum ama şimdi peyzajcılardan bahçe kültürleri üzerine çalışması bekleniyor. Öte yandan bu alanı denetim altına almak o kadar kolay değil. Biz sektörel anlamda bir karmaşanın içindeyiz. Kavramlar, sıfatlar sektörün tanımlanıp çerçevesinin çizilmesine olanak vermiyor. Bu durumu yeniden ele alıp baştan aşağı değiştirmemiz lazım.

 

İSTANBUL BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ AĞAÇ A.Ş GENEL MÜDÜRÜ EYÜP KARAHAN 

Eğer İstanbul Büyük Şehir Belediyesi bir güçse, beraber olalım bu gücü sektör lehine değerlendirelim. Değerli arkadaşlar Ağaç A.Ş sektörün önemli kısmını hitap ediyor, dolayısıyla eleştirileri de hak ediyor. Ağaç A.Ş’ ye yöneltilen eleştirilerle ilgili düşüncelerimi belirtmek isterim. Ağaç A.Ş neden perakende çiçek satıyor. Hollanda da bir benzin istasyonunun kenarında dahi çiçek satılıyor. Almanya, Fransa, Belçika da aynı, hatta orta doğu ülkelerinde bile böyle. En gelişmemiş Moldovya’ya gidiyorsunuz her noktada çiçek satış noktaları ile karşılaşıyorsunuz. Hem sektör gelişsin daha fazla üretelim diyorsunuz, hem biz bunu vatandaşa daha kolay yolla satmıyoruz diye özeleştirisini yapmıyoruz. Başkanımızın bir talimatı vardır, bitkiyi vatandaşla buluşturacaksınız. Doğrudur İstanbul da 1500 bitki satıcısı vardır, beş yüz metrekare yeri olan satış noktası açıyor. Ama yine de üreticilerimizden tedarik ettiği bitkilerle satış yapmaya çalışıyor. Arkadaşlar peyzaj mimarları bizden bitki satın almıyor, uygulamacılar bizden satın almıyor. Bizden bitki satın alanlar sizlerin hiçbir zaman ulaşamayacağı marketlerden alış veriş yapan insanlardır.

Son tüketici gelip bizden alıyor, bu bitkilerinin istisnasız tamamı sizlerden satın alınan bitkilerdir. Bütünü Türkiye’nin üreticilerinin mamulleridir. Alternatifi olmayan bitkilerde yine sizlerin ithal ettiğiniz mamulleridir. Bunun daha da geliştirilmesi lazım, sizler dahi iyisini yapmazsanız Ağaç A.Ş bunu daha da geliştirecek. Yani çiçeğin vatandaşla buluşması için elimizden gelen her şeyi yapıcağız. Bakın 2004 yılında İstanbul Park ve Bahçeler Müdürlüğü 500 000 çiçek alacaktı ve bunu tedarik edemedim ve bunun yatırımını yapmak zorunda kaldım diyor. Bu gün geldiğimiz noktada bir üreticimizin yılda 40 milyon mevsimlik çiçek üretme kapasitesi var. Sektör gelişiyor demektir bu… Bugün sıkıntının kaynağı zamanlama ve kalitedir. Bunların aşılması lazım, ben ne üretirsem üreteyim insanlar bunları kullanacaklar mantığı bitti artık. Biz sayın başkanımız Kadir Topbaş la kalktık Ödemiş’e gittik. Bütün üreticileri gezdik, yerinde gördük. Üretimde piyasaya dönük bir planlama yok. Herkes leylandi üretiyor ve fiyatlar aşağı iniyor.  Tabii ki sorunlar var… KDV ile ilgili sorunların acilen düzeltilmesi gerekiyor. Eğer İstanbul Büyük Şehir Belediyesi bir güçse, beraber olalım bu gücü kullanalım arkadaşlar. Ankara’da tartışılacak bir konu varsa beraberce gidelim tartışalım. Bitki halinden bahsediliyor, Ağaç A.Ş zaten bitki hali gibi çalışır, hiçbir kaliteli ürünün Ağaç AŞ’den geri döndüğünü hatırlamıyorum. Eminim ki sizde bizim kadar bu sektörün gelişmesi için mücadele ediyorsunuz.

 

BARIŞ IŞIK / PEYZAJ MİMARLARI ODASI İSTANBUL ŞUBE BAŞKANI

Öncelikle odamız hakkında bilgi vereyim, 94 yılında TMMOB’un bünyesinde kurulmuş olup şu an itibari ile 4375 tane üyesi vardır. Üyelerimizin 2786 tanesi kadın 1434 tanesi erkektir. Genel Merkez’imiz Ankara’da İstanbul, Adana, İzmir, Antalya’da şubelerimiz var. Birde çeşitli illerde temsilciliklerimiz var. İstanbul’dan bahsederken ufak tefek gerçeklerini ortaya koyacağım. İstanbul un nüfusu 13 256 000 Paris ve Moskova’dan sonra en kalabalık şehir. Yüzölçümü 5712 km ² bu da Avrupa’nın en büyük şehri demektir. Türkiye’nin sanayi istihdamının yüzde 20 sini karşılıyor. Gayri milli hasılanın da yüzde 21’ni karşılıyor.

 

İmar planlarında peyzaj planlaması yasal olarak yer almalı.

Bu rakamlarla Avrupa’nın 6. büyük ekonomisidir şehir bazında. Dünyada 34. sıradadır. Paris ve Moskova’dan sonra en çok turist çeken şehirdir. İstanbul bir şehri aşmış ülke gibidir. Ama bu şehir plansız… Daha önceki konuşmacılarında belirttiği gibi plansız bir şehir ve yıllardır birikmiş bir sıkıntı bu. Bizim oda olarak söylediğimiz hep şu… Plan, plan… Plan… İnatla bıkmadan şunu söylüyoruz, ‘imar planlarında peyzaj planlaması yasal olarak mutlaka yer almalı.’ Biz oda olarak bu konuda ilk anlaşmayı Sarıyer belediyesi ile protokol yaparak sağladık. Bundan sonra Sarıyer Belediyesi’nde yapılacak olan tüm imar planlarında peyzaj planı istenmekte. Genel olarak ülke bazında imar planlarında peyzaj planı yer aldığında sektörel sorunların birçoğu ortadan kalkacak.

 

Nüfus arttıkça yeşil alan azalıyor bunu önleminin yolu…

Yeşil alanlardan bahsetmişti İhsan Bey İstanbul için bahsettiği en son rakam 7.36 gibi bir rakamdı yanlış hatırlamıyorsam dünya standartlarında model ülkelerde bu rakam 9 olarak kabul ediliyor. Örnek verecek olursak Amerika da Newyork’da kişi başına 18 m2, Amsterdam’da 45,40 m2, Roma’da 45,30, Stokholm’de 87.50 m2. Yine yapılan araştırmalarda nüfus arttıkça yeşil alan azalıyor bunu önleminin yolu da planlamadan geçiyor.

 

Fidan standartlarını yazalım artık… 

Yaklaşık olarak ihracat miktarı için 80 milyon dolar olacağı söylendi. Park bahçelerin bütçesi de 150 milyon dolar olarak söylendi. Sektör ithalatının 45 milyon dolar olduğu söyleniyor. Bunlara özel sektördeki rakamları da eklediğimizde çok büyük bir bütçe ortaya çıkıyor.  Yaklaşık 100.000 kişinin istihdam edildiği bir sektör bu. Dünya da fidan üreticisi olan bütün ülkelerde bir bitkinin ne zaman saksıya alınacağından, hangi boyutta olacağına kadar bütün standartlar mevcuttur. Lakin bu bizde hala yoktur. Dünyanın hiçbir ülkesinde bizde olduğu gibi fiyat dengesizliği yoktur… Ülkemizde bir ürünü 50TL’ye de, 2 TL’ye de bulursunuz. Standartlar oluşmayınca dengesizlikler ortaya çıkıyor. Artık bu standartları birlikte mi çıkartırız, birileri oturup yazar mı bilmiyorum…

 

Bitki pasaportu hızla uygulanmalı 

Bitki pasaportu hızla uygulanmalı ki yolumuzu alalım. Bir diğer sıkıntı ise kayıt dışılık… İstanbul’da 94 adet kayıtlı fidanlıktan söz edildi. Peki İstanbul civarında kaç tane kayıtsız fidanlık vardır acaba bunu biliyor muyuz? Kayıtsızların haksız rekabet yapmasını engellememiz gerekiyor. Bunun dışında kalifiye eleman sıkıntısı çekiliyor. İstanbul Belediyesi’nin kursu vardı oda yeterli olamıyor.

 

Büyük peyzaj projeleri yapılmalı

Refüjlere çim yapılması sorunlu dünyanın hiçbir yerinde yoktur bu… Özellikle çalı ve ağaç grupları vardır. Son zamanlarda bizde çalılar çıkartılıp yerine çim yapılmaya başlandı.  Çimler çok dar bir alanda olduğu için harcanan suyun yüzde 60 yola gidiyor buda kazaya bile sebep olabiliyor. İstanbul’a bence peyzaj bakımından dikkat çekici projeler yapılması lazım belediyemizin yaptığı akvaryum bunun için bir adımdır ama 13 milyonluk bir şehirde hayvanat bahçesinin olmaması büyük sıkıntıdır. Yine büyük bir eğlence parkının olması gerekir. Bütün büyük metropoller turist çeken yerler bu tür yatırımlar yapıyor. İstanbul zaten açık bir müze gibi bu durumu destekleyen yatırımlar bizce şarttır.

 

KADİR GÜMÜŞ  / BÜYÜK ÇAMLICA FİDANLIĞI

Değerli müdürlerim, çok kıymetli sektör temsilcileri ve değerli dostlar hepinizi saygıyla selamlıyorum. Ben konuyu birçok acil ve pratik sorundan içinde bulunduğumuz ekonomik genel görüntüye getirmek istiyorum. Son yıllarda ekonomi ve iş dünyasını ilgilendiren konuların başında küreselleşme gelmektedir. Küreselleşme süreci tüm dünyada olduğu gibi yurdumuzda da firmaları bu ortamın içine çekmektedir. Kimilerine göre olumsuz, kimilerine göre de olumlu karşılanmaktadır. Firmalarımız piyasa şartlarına uyumda zorlanırken ekonomik ve teknolojik alanlardaki değişikliklerden daha çok etkilenmektedir. Artık giderek ‘az olsun benim olsun’ mantığının bugünkü piyasa şartlarına dayanması zorlaşmaktadır.

Maliyetleri geri çekmenin yolu optimum büyeme…

Her işletmenin amacı kar ederek ayakta kalabilmektir. Ayakta kalabilmek içinde mücadele edip hızlı değişiklikler yapmaya mecbur kalıyoruz. Üretim miktarı arttıkça maliyetin düştüğü görülmektedir. İşletmelerin hedefi büyümektir. Büyümek işletmelerin önünü açabileceği gibi sıkıntıya da sokabilir. Makul büyümenin çok üstünde olan büyümelerin sağlıksız yönlerinin de olabileceği düşünülmelidir. Geçmişte küçük işletmelerin daha verimli olduğu söylenebilir. Ancak günümüzde küresel rekabet şartlarında birleşerek, sağlıklı ortaklıklar kurarak da bugünkü piyasanın yarattığı sıkıntılardan kurtulmanın göz ardı edilmemesi gerekir. Ülkemizde ortaklık ve işbirliği bilgisinin, kültürünün yetersizliği rekabet gücünün kaybedilmesine neden olmaktadır. İşletmeler üretim ve finans alanındaki birleşmeler yoluyla dış piyasadaki rakipleriyle rekabet eder hale gelebilirler. İşbirliği ve ortaklıklar yoluyla modern işletmelere, deneyimli bilgili yöneticiler sahip olunabilir.

 

Kayıt dışını kayıt altına almak…

Fidanlıklarımızın küçük ve orta ölçekli kalmalarının çeşitli sıkıntıları da beraberinde getirdiği açıkça görülmektedir. Küçük ve orta ölçek sektörümüzün geldiği nokta itibariyle uygun alt yapı ve teknik donanım gücünü sağlamada iletmeleri yetersiz bırakmakta, rekabet gücünü zayıflatmaktadır. İşletmelerimizi büyümeye öncelik verirken büyümenin getireceği sorunları aşmada kurumsallaşmaya doğru giderken bu gerçekleri dikkate almalıdır.

 

SASBÜD BAŞKANI  / ABDULLAH OKUL  

Özel bir Süs Bitkileri Yasası gerekiyor…

SÜSBİR’deki arkadaşlarımız görevlerini zor koşullar altında yerine getirmeye çalışıyorlar. Bir tarafta yasal mevzuat var. Diğer tarafta üreticiler var. Öz kaynaklara dayanarak ve kıt olanaklarla hiçbir destek almadan üretim yapmaya çalışan üreticiler. Yeni mali yükleri üstlenmekte zorlanıyorlar. Bu bir etken… Diğer taraftan hepimiz yasal zeminlerde, tamamen kayıt altında çalışmanın getirdiği yükü de biliyoruz. Üye olmayanlara uygulanacak yaptırımlar belli. Ama bunu gerek vicdanen gerekse pratik olarak uygulayamıyoruz. Yani yasal çerçevemiz hem moral olarak hem de pratik olarak yaptırım uygulamaya uygun değil. İnsanlar yaptırım görmeden gönüllü olarak katılmalılar…   Bu durumda çözüm ise şu: SÜSBİR üyeleri veya üye olmayan bütün üreticiler bir şekilde birlikte hareket etmeli. Bur taraftan mevcut yasalara uymaya çalışmalı, diğer taraftan yeni bir yasal düzenleme için çalışmalıyız. Şu anki durumda başka çözüm görünmüyor.

 

Bitki pasaportuna gelirsek…

Bitki Pasaportu denilen şeyden anladığım kadarıyla bitkinin anası, babası ve atasının kaydedilmesi. Avrupa bunu kullanmıyor biz niye kullanacağız. Biz çelikten çomaktan üretim yapan bir ülkeyiz ve daha işin başındayız. Bunu üretimi denetlemek ve istatiki veri elde etmek için yapıyorsak eğer, her şeyi çelikten yaparken bitkinin menşeini nasıl tespit edeceğiz. Ülkemizin doğası çelik kaynağı kimin nereden nasıl çelik aldığını nasıl tespit edeceğiz. Üretim birçok yasa ve yönetmelikle tanımlanırken neye göre hareket edeceğiz. Dünyada üretim miktarını ve alanını tespit için yapılmış bazı çalışma örnekleri var (Fransa).  Üretimi tespit için üreticinin korku ve endişesini ortadan kaldıran bazı yasal düzenlemeler yapılmış. Başarılı da olmuş ama bizim için bunun için bir yasal düzenleme yapmak yerine yeni bir yasa çıkarmak daha kolay olacaktır.

 

Seksen Birinci daire de ‘Süs Bitkileri Daire Başkanlığı’ olsun. 

İhracatımız 100 milyon doları dayandı. Bu artışı sürdürmeliyiz. Artık yeni ek düzenlemelerle uğraşmayalım. Bir yasa çıkarılır bu yasanın zaman içinde uygulamada başarılı olmadığı ortaya çıkar ve gerekirse değiştirilir. Alakası pek olmadığı halde Tohumculuk Yasası için sokulan süs bitkileri konusu tohumculuktan ayrı bir konudur. Yaşadığımız sıkıntıları parça parça çözmeye çalışırken işin içinden iyiden çıkılmaz hale geliyor. Yapmamız gereken yeni bir süs bitkileri yasası hazırlamaktır. Tarım bakanlığında 80 tane daire başkanlığı var. Bizim niye daire başkanımız yok. İşe buradan başlamalıyız… Seksen Birinci daire de ‘Süs Bitkileri Daire Başkanlığı’ olsun. Sonra yeni bir Süs Bitkileri Yasası için çalışmalara başlanır. Önce bu konuyu çözmüş ülkelerin konuya ilişkin düzenlemelerine bakılır, sonra ilgili taraflar ve uzmanlar bir araya gelerek yeni bir yasa taslağı hazırlarlar. Üretim, ithalat, ihracat, taşıma, ilaçlar, gübreler, karantina gibi bugünün temel sorunları ortaya konulur, sonrada hepsini çözecek temel yaklaşımlar ortaya çıkarılır. Bunun üzerinden yapılacak değerlendirmelerle de yasa taslağı hazırlanır. Hiç desteği olmayan ve ucu bu kadar açık olan bir sektörde kavram kargaşası içinde çalışıyoruz.

CEVAP VER