Büyükada’da çoğaldı Türkiye’ye yayıldı

0
545
görüntülenme

Sektörün yazılı tarihini canlı tanıkların sözleriyle oluşturmak gibi ağır bir işe giriştik. Öte yandan canlı tanıkların sözlü sektör tarihine ilişkin anlattıkları beğenilerek takip ediliyor. Bu çalışma muhtemelen önümüzdeki yıl tamamlanarak karşınıza kitap olarak çıkacak. Gelelim bu sayımızın konuğuna… Bu sayımızın konuğunu belirlerken Ricardo Bey bana ‘Agapanthus Erdoğan’ı tanımıyor musun dedi.’ Ben de ‘O zamanlara yetişemedim bu sektörü de altı yıldır tanıyorum Erdoğan’ı tanımıyorum ama Agapanthus Levent’i tanıyorum’ dedim.  Ricardo Bey, ‘Levent’in babası dedi.’ Gerçi bu sohbete katılacağını söyleyen Selami Doğancı ve Ricardo biri rahatsızlığı, diğeri de iş yoğunluğu nedeniyle katılamadı ama biz baba oğul Agapanthus’ları Yalova Çiftlikköy’deki seralarında bulduk. Agapanthus Erdoğan anlattı biz de aktarıyoruz… 

 

Agapanthus Erdoğan 1953 

Termal – Yalova…

Agapanthus Erdoğan 1939 Yalova Narlıdere Köyü doğumluyum ve Arnavutum. İlkokulu 1953 de bitirdiğimde Termal’de Bahçe İşlerine işçi olarak girmiştim. O zamanlar başımızda yönetici olarak Pandeli usta vardı. Pandeli’de Atatürk’ün Yalova’ya getirdiği Termal’i Termal yapan bir bahçe ustaysıydı… Daha önce Dolma Bahçe’de çalışıyormuş. O zamanlar 13 yaşındaydım ve termalde 150 kişi çalışırdık Sabahın dördünden, akşamın dokuzuna çalışırdık.  Orada yatılı kalmamız da zorunlu idi. Baktığımız alan da yaklaşık 150 dönüm kadardı. O çevrede ağaçlandırma yapardık. Seralar vardı, park ve bahçeler vardı. Bunların bakımını, üretimi ve satışı yapılırdı. 

 

Atatürk’ün Termal’de bahçıvanlarla sohbeti.

Pandeli Park ve bahçelerden sorumlu idi…  Ustanın ifadesine göre, Atatürk Termal’e geldiği zaman Pandeli’yi, Yeni Mahalle’den İsmail Efendi’yi, Tevfik Efendi’yi toplar onlarla sohbet edermiş. ‘Ne yapıyorsunuz, nelere ihtiyacınız var’ gibi sorularla yakından ilgilenirmiş. Şimdi bazen misafirim geliyor termale götürüyorum ama görünce hasta oluyorum, bizim zamanımızdaki Termal’le şu anki termal çok farklı, ama tabii bir tek Termal mi bozuldu, birçok şey sekteye uğradı. Bu gidişle bir gün gelecek şu anki durumu arar olacağız, teknolojinin götürdüklerini her geçen gün daha fazla hissedeceğiz.

 

Vita kutusunda çiçek taşımak… 

Askerden döndükten sonra biraz daha çalıştım ve sonra kendimiz çiçek işine başladık. Ama daha önce zaten abimle birlikte ufak tefek de olsa mesleğe bulaşmaya başlamıştık. İlk önce karanfil üreterek başlamıştık, sonra kasımpatı, gül gibi o günün revaçta olan bitkilerini üretiyor satıyorduk. Bitkilerimizi İstanbul da satıyorduk ve o zamanlar ulaşımda çok zordu. Bir de şimdiki gibi plastik saksılarda yoktu. Toprak saksıların her biri 2 kilodan az olmazdı ve onları taşımak çok zor olurdu. Bulabilirsek birde Vita kutusu. Lakin sıkıntılı da  olsa çok mutluyduk.

 

Kucakta götürdüğümüz 500 tane karanfille bir tarla satın alınırdı.

O zamanlar cam seralar vardı. Demir bulunmazdı ve ağaçlardan çerçeve yapardık. Cam da bulunmazdı. Yaklaşık 1,5 dönüm kadar seramız vardı. Camların macununu kendimiz yapardık. Şimdi zor diyorlar ya oysa çok kolay, şimdi malzeme sıkıntısı yaşanmıyor. Ama o zamanlar kucakta götürdüğümüz 500 tane karanfille de bir tarla satın alınırdı. O kadar değerliydi. Tabii o zaman İstanbul’da çiçeğe karşı çok büyük sevgi vardı. Çünkü İstanbul da gayri müslümler vardı, paskalya, krismıs zamanında onların evine beyaz renkte çiçek mutlaka girecekti ve o zamanki çiçek alıcısı bizden çok daha iyi tanıyordu bitkiyi. Tabii bu bahsettiğim zamanlarda İstanbul 1.5 milyondu, şimdi 12 milyon oldu. Yalova bölgesinde 250 bin tane siklamen üretildi diyelim ‘oooo çok… bu satılmaz’ deniliyor, İstanbul’da nasıl satılmaz.

 

Tütün yaprağından tarım ilacı

Kesme çiçeği 150 dönüm üzerine yapıyordum, soğanlı bitkilerde dahil buna. Ben çok iyi çiçek demeti yaparım hala içimden yapmak geçer. Saksı çiçeğine dönüş Oğlum Levent in ziraat mühendisi olmasından sonra başladı. İlk zamanlar Primula vardı, ısıtması olmayan bir çiçekti. Isıtmayı kurduktan sonra kraton yapmaya başladık, derken 12 çeşit bitki üretmeye başladık. Tabii şimdi masraflarda çok arttı, dolarla alınıyor kömür. Eskiden bitkilerde bu kadar hastalık da yoktu. Termalde iken biz ilaçlama olarak, tekelin artık tütünlerini alır bidonlara koyardık. Suyunu alıp çiçeklere püskürtürdük, ne böcek kalırdı nede sinek. Bi ara Aydın’a gitmiştim orada siklamen yumrusuna domuz topalağı diyarlar irilerini alıp parçalayıp bidonlara koyduktan sonra tütün dikerken suyunu tütünün üstüne atıyorlarmış böcek gelmesin diye. Yani o zamanlar bazı bitki zararlılarıyla mücadele yine bitkilerle oluyordu.

 

Agapanthus’u aldım ama ‘Ada’dan gelin verseler almıyacam’ dedim. 

Agapanthus’u 1975 yılında Büyükada’dan aldım. Orada onu yetiştiren bir Rum vardı, alkolü severdi. Onunla akşam otururduk, ısmarlardım tamam derdi, sabah olup ayılınca vazgeçerdi. Sonunda Panayot’u bi şekilde ikna ederek soğanları aldım. Sonra Panayot’a, ‘sen bunları ne zaman diktin’ diye sordum. Bak dedi, ‘yanımdaki oğlum doğduğunda diktim askerden geldi sen söküyorsun’ dedi. Yaklaşık 200 bin soğan vardı ve tamamını 90 bine aldım. O parayla o tarihlerde Yalova’dan 3 daire alınırdı… Bu alışveriş üzerine abim bana bir ay boyunca küsmüştü ‘bu kadar para verilir mi’ diye. Agapanthus’ları aldıktan sonra sökümünü yaptırdım ama Ada’da vesayit (Ulaşım ve taşıma aracı) yok, eleman bulmak zor. Sonunda yük taşıyacak bir motorla anlaştık… Taşımak için Ada da ne kadar at arabası varsa hepsini kiralamıştım. Her at arabasının arkasından gelen insanların elinde bir Agapanthus vardı, insanlar at arabasından dökülen soğanları topluyorlardı. Nihayet soğanları iskelenin oraya indirdik. Bu sefer zabıta geldi, ‘ortalığı kirletiyorsun buradan bunları derhal al’ derken Fenerbahçeli Lefter çıkageldi. Bana ‘Arnavut ne oldu’ dedi. Ben de anlattım… Lefter zabıtalara ‘yahu bırakın arkadaşımı’ dedi. Sonunda onu da hallettik ve soğanları motora yükledik. Bu sefer 90 tonluk motor denize çöktü mü. Başka motor bulup yüklü motoru çektireceğiz. Nihayetinde çektirebildik ve Yalova’ya getirdik. Yükü indirip yerleştirdikten birkaç gün sonra başlayan yağmurla bu seferde soğanları sel aldı götürdü, daha sonra bir kısmını denizden topladık. Kendi kendime, ‘bi daha Ada’dan gelin verseler almıyacam’ dedim. 

 

Adım Agapanthus Erdoğan kaldı

Kesme olarak kullanıyorduk ve birçok insan bu çiçeği tanımıyordu. Tohumdan da yetiştirilirdi ama en az 7 sene geçmesi gerekiyordu. Ayırmak suretiyle çabuk çiçeğe geliyordu. Yaklaşık 50 dönüm arazide Agapanthus vardı. Adımda bu sebeple Agapanthus Ertan olarak kaldı.

 

Agapanthus Adadan yayıldı…

Evet ama sadece o değil. Adada zenginler yaşardı ve Avrupa’ya gittiklerinde gelirken burada olmayan bitki çeşitleri getirirlerdi. Çiçekçilik ordan yayıldı Türkiye’ye. Bakıyorum diziler çekiliyor, her şeyi düşünüyorlar o zamana göre ama çiçekte o zamanlar olmayan bitkiler arkada görünüyorlar. Oysa eski filmleri seyrederken sadece Kauçuk ve Deve Tabanı görürüz. Fakat gençler toprakla uğraşmayı tercih etmiyorlar artık. Oysa tarımla uğraşmak çok güzel bir şey… Bir de bu bölgede çiçekçiliğin gelişmesine katkıda bulunan Mehmet Şensöz vardır… Lakabıda gırgır Mehmet’dir. Gırgır Mehmet Avrupa’ya gide gele birçok çeşit getirmiştir üreticiye… Allah rahmet eylesin çok faal bir insandı. Bugün sağlıklı sayılırım mesleğime olan sevgimle bu kadar sağlıklıyım diyorum. Bir çiçeği birde müziği çok seviyorum. Fakat gençler bu işe girmiyorlar artık… Oysa tarımla uğraşmak çok güzel bir şey…

 

[box]

AGAPHANTUS ÇİÇEKÇİLİK

Kılıç Yolu Üzeri Köyaltı Mevkii Taşköprü Beldesi No: 48 Çiftlikköy / Yalova

Tel / Faks : 0226 353 27 31  Gsm : 0532 221 53 33 e-mail: Agapanthuslevent@hotmail.com

[/box]

CEVAP VER