Can Botanik Röportaj

0
492
görüntülenme

Zamanında turizme uygulanan teşvik sistemleri bu sektöre uygulanabilir. Belki torfta, saksıda gümrük muafiyeti olabilir. Ya da içerdeki saksı üreticisine prim verebilir. Sera kredisi, işletme kredileri verilebilir. Bu teşvikler sektörün rengini çabuk değiştirir ve ciddi yatırımlar başlar.  Üretici her on yılda bir taşınmak zorunda kalıyor. Mesela 30 yıl geri ödemeli arazi kredisi verilebilir. Alınan araziyi de ipotek edebilirler. Çünkü 5-10 yılda bir taşınan bir işletme yatırım yapamıyor.

Yapı Kredi Menkul Kıymetler’de Yatırım Fonları Müdürlüğü yaptı. Sinop’ta somon balığı çiftliği ve füme tesisi kurdu. Başak Sigorta’nın Fon Yönetimi Departmanı’nı kurdu. Finans işlerini bırakıp Manavgat’ın Boztepe Köyü’nden dört dünüm arazi aldı ve ağaç üretimine başladı. Merak ettik ve kendisine neden ve nasıl diye sorduk Murat Can Çakın’da anlattı.

Nereden takıldınız bu işe…

Ayvalık’ta yazlıktaki arkadaşım Dinçer’den bahçe için bitki alırdım… İstanbul’da evimizin balkonu bahçe gibiydi. Eskiden beri bitkilere meraklıydım. Bankacılıktan ayrılmaya karar verince arkadaşım Dinçer bana, ‘Murat ben senin yerinde olsam Antalya’ya giderdim, bu işleri bir denerdim’ dedi. Dinçer’e, ‘Bilmediğin işten gol yersin, benim hayatım projeyle geçti… Bunun bir bedeli var. Ya birine o bedeli ödeyecen ya da o golü yiyecen. Genelde de bedel ödemek bizim Türklerin kullandığı bir sistem değil ama aslında ucuz yoldur dedim.’ Dinçer’e bilgi karşılığı para teklif ettim… Kabul edince verdim. Geldi yeri gördü, yer seçiminde yardımcı oldu Ödemiş’e götürdü, ‘Bak buradan bitki alınır, şuradan şunu buradan bunu alırsın’ dedi Bu dediğim 15-16 sene evvel oluyor. Boztepe Manavgat Boztepe Köyü’nde 4 dönüm yer tuttum.

Sonra nasıl gelişti…

Başladığımda burada çalı çırpı topluyorduk, Ödemiş’ten poşetlerde bitki getiriyorduk. Sağda solda otel ve restoran peyzajı yapıyorduk. Derken ekip kurduk ve üç-dört sene devamlı bahçıvanlık yaptık. Ufak tefek bahçeler düzenledik.

Üretim aklımda yatmıştı ama boşluk neredeydi… Sektörün önü açıktı ve ağaçta boşluk vardı ama ağaç sermaye işiydi. Herkes çalı üretimi yapmamı öneriyordu. Ben ağaç işine girmeyi tercih ettim. Burada 11 dönümlük bir yer tuttum sonra yavaş yavaş çoğalttık. Şu anda 210 dönüm açık alan 20 dönümde kapalı alan var. Toplam alana 14 senede ulaştım. Sadece Akdeniz türü ağaç üretimi yapıyorum.

Peki denediğin, yaptığın ilginç şeyler var mı?

Bonzai yapıyorum. Japonya’dan Amerika’dan kitaplar getirdim, tercüme edip uyguluyorum. Bir de piyasada olmayan bitkileri üretmeye çalışıyorum. Örneğin daha çok Jacaranda mimosifolia, Araucaria, heterophylia, Arcontophoenix alexandrea, Ficus nitida, Grevillea robusta, Cycas revoluta, Ceratonia siliqua gibi türler üzerinde çalışıyoruz.

İleride ne yapmayı düşünüyorsunuz.

Bu sektörün önü açık ama daha zaman var. Pazardan fazla önde olmak da, pazarın gerisinde kalmak da iyi değil. Türkiye’de ikide bir ekonomik krizler çıkıyor. Büyük hayaller kurup büyük yatırımlarla girip çuvallamaktansa pazar büyüdükçe büyümek daha doğru. Eksiklerimiz var ama mutlaka uluslararası standartlara uygun üretim tekniklerini kullanmamız gerekiyor. Bitki besleme, budama, ağacın nasıl düzgün yetiştirileceğini öğrenmek zorundayız. Çünkü İtalya’da, Avrupa’da üç nesildir bu işi yapıyorlar. Ancak biz de 10 yılda ciddi bir seviye yakaladık.

Sektöre ilişkin görüşlerine gelelim…

Bir zamanlar turizmde hizmet boşluğu büyüktü. Güneş vardı, arazi vardı ve işçilik ucuzdu. Bu boşluğu Özal ve Hüsnü Doğan gördü ve müteahhitlere, ‘Araziyi biz verelim binayı da siz dikin ve bu işe girin’ dedi. Akdeniz’de 10 senede çok ciddi bir yatak kapasitesi çıktı ortaya ve dünya markası oldu. Bir anda 15-20 milyonluk turist geldi.

Bu sektörün temel sıkıntısı teşviktir. Tanınmamış bir sektördeyiz. Devlet tanımamış, bilmiyor. Birileri hazırlık yaparak yöneticilerin önüne fizibilite koymalı… Ankara’ya bu sektörü anlatmamız lazım… Turizm sektörü, yurt dışındaki bütün müteahhitler bu sektörün doğal pazarlayıcıları sayılır. Yetişmiş ağaç bulamayanlar mecburen İtalya’ya gidiyorlar… Biz üretime asıldığımızda Avrupa’daki işçilik maliyetleriyle bizimle rekabet edemezler.

Bizim üç avantajımız var bir enerji-güneş, ikincisi toprak ve üçüncüsü de işçilik. Bu üç avantajı değerlendirdiğimiz zaman uluslararası piyasada rekabet eder hale gelebiliriz.

Türkiye’nin bütün bitki üreticileri bir çatı altında tek ses olarak Ankara’ya gidip derdini anlatmalı, yetkilileri ikna etmeli. Ankara’ya da gidip dert anlatmak için ciddi bir ön çalışma yapılmalı. İtalyan teşvik sistemi, Hollanda teşvik sistemi incelenmeli ve bir ulusal politika oluşturulmalı. Tıpkı turizmde olduğu gibi… Bu yapılırsa 500 binlik istihdam yaratılması hayal değildir. Bunu sadece Akdeniz için önermiyorum mikro kliması uygun bütün bölgeler için geçerli bu.

Zamanında turizme uygulanan teşvik sistemleri bu sektöre uygulanabilir. Belki torfta, saksıda gümrük muafiyeti olabilir. Ya da içerdeki saksı üreticisine prim verebilir. Sera kredisi, işletme kredileri verilebilir. Bu teşvikler sektörün rengini çabuk değiştirir ve ciddi yatırımlar başlar. 

CEVAP VER